Fanatik, Fotomaç ayarındaki başlığımızla sezonun ilk resmi maçına hazırlanalım. (Adı "dostluk maçı" olmasına rağmen Alman disipliniyle geçen Galatasaray maçını sayıp saymamak konusunda ciddi tereddütler yaşadım.) Sezonu Çarşamba günü Ayısıyla meşhur Bern'de açıyoruz. Lüzumsuz bilgi bazında vermek gerekirse Türklerin yol gösteren kurt hikayesine benzer bir yol gösteren ayı hikayeleri var. Kantonun bayrağında da bu ayı resmedilmiş durumda, aynı ayının 120. torunu da Bern'de bir çukurda yaşayıp, kış uykusundan uyandığında halka selam edip, Bern kantonunun gücüne güç katmakta.
Belirgin bir politika değişikliği gördük bu sezon için yapılan transferlerde. En önemlisi henüz Sayın Prezidentin olaya müdahil olmadığını görüyoruz ki bu iç ferahlatan bir durum. Zira bir dönem "yıldız oyuncu" başlığı altında izlenen görece etkili bir politikadan sonraki müthiş düşüş, şimdi yerini daha akılcı, daha o dillere pelesenk olmuş "kurumsallık"a uygun bir hale dönüşmüş görünüyor. Zico döneminde de düşündüğüm bir şeydi; bizim, bizimle büyüyecek veya bizi sınırlarımızı zorlamaya yönlendirecek hocaya, oyuncuya ihtiyacımız olduğu. Daum, örneğin bizi büyüttü, ama bir yere kadar. Camianın genel olarak tatmin olacağı, ligin dominant gücü olmakla yetinecek bir hocaydı. Kötü değil ama bir yere kadar iyi, sınırları belli ve oraya kadar bizi getirdiğini söylememek ayıp olur mirasına, en azından ilk dönemindeki mirasına. Ama işte o eşik sonrasına geçecek adam değildi, zira ona da yetiyordu bu kadarı. Yetinmeyecek bir adam lazımdı başımıza, Aykut hocalığı bir yana dobralığıyla, hazırlık maçı olsa da sırf Galatasaray maçı olduğu için kazanma isteği yüzünden okunacak kadar Fenerbahçeli olmasıyla, tek sınırı, sınırları bilinemeyen Fenerbahçe sevgisi olan biri. Bu yüzden doğru, Prezidente ezdirilmeyecek yegane adam. Prezident'in yeniden, Aziz Başkan olması için son şansı. Şimdi bizi büyütmek için bizimle büyüyecek adamları topluyor yanına. Stoch'uyla Dia'sıyla başka bir Fenerbahçe yaratmak istiyor. Başarır başaramaz o ayrı ama gittiği yol kanımca doğru yol.
Maça gelirsek, aslında Aykut'un oynatmak istediğine benzer bir takım var karşımızda. Tempolu oynayan, Basel ve Zurich'le İsviçre'nin son 10 yılında önde gelen takımlarından olsa da en nihayetinde orta sınıf bir lig takımı olduğu ve açıkçası bir Basel kadar en tepede olmaya alışkın olmadığı için temposu bazen temposu bazen kaosa dönen bir takım. İsviçre saati gibi değiller anlayacağınız diyerek, klişeye abanacağım bu noktada. Zaten milli takımı bile en fazla guguklu saat olan bir ülke. Son üç sezondur ligi ikinci bitiriyorlar. Bu ikinciliklerinin bizimle de trajik ortaklığı var geçen sezondan, her ne kadar 1984'ten beri şampiyon olamadıklarını düşünürsek, onlarınki biraz daha trajik olsa da. Geçen sezon bir ara farkı 13 puana çıkarmışlardı ligde. Basel arkadan yetişti ve puan puana girdikleri son haftada Young Boys Basel'e 2-0 kaybederek şampiyonluğu onlara verdi. İsviçreli'ler en nihayetinde en fazla bir iki fazla bira içip, iki küfredip evlerine dönmüşlerdir. Biz stad yakarız burada, ehh sevgi arttıkça ızdırabı da artıyor doğal olarak. Demode ama bir o kadar da çılgın futbola müsait 3-4-3 ile oynamışlar geçen sezon ve sadece 7 maçları alt bitmiş. (Buradan alemin en yazık olmuş takımlarından 1998 Arjantin Milli Takımı'na ve Ortega'lı Batistuta'lı Claudio Lopez'li 3-4-3'lerine selam etmek isterim.) 30 golle ligi gol kralı bitiren Doumbia adlı Fildişili forvetleri bu sene başı CSKA Moskova'ya transfer olmuş durumda. Bu iyi haber bizim için. Zira İsviçre'li istihbaratlarmızdan aldığımız bilgilere göre yerine aldıkları Zambia'lı Emanuel Mayuka henüz adaptasyon devresindeymiş. Kariyeri, Zambia, İsrail ve İsviçre istikametinde gitmiş bir adamın da adaptasyonu uzun olur tabii... Bir sonraki istikameti İsveç ligi olursa bence kendisinin FM'de adaptasyonu 20'lerde tutulmalı.
Kadroları vasat Liverpool'un Gökhan Zan'ı cam adam Philip Degen'in ikizi David Degen dışında bilinen de bir oyuncuları yok. Ha, bunun ikizi ne işe yarıyor ki bu neye yarasın da denilebilir. Yine de en azından Aykut Kocaman öncesi Fenerbahçe'sinin haz etmediği süratli bir takım geçen sezondan bildiğimiz kadarıyla. Aykut Kocaman'lı Fenerbahçe'nin değişeceğini varsaysak da sezon başı yine de sıkıntı yaratabilirler. İsviçre çikolatası güzeldir de yine de fazla kaçırmadan yemek lazım tabii. Bir de tabii zemin derdi var, yapay çim denen naneden stadları. Yeni, güzel bir stad, İsviçre Milli Takımı 'da maçlarını burada oynuyor emme bu yapay çim olayını ben profesyonel futbola yakıştıramıyorum. Hadi, Rusya'da anladım da bir nebze, ne gerek var İsviçre'de. Nike Halı Saha Ligi'ne benziyor futbolcuların ayağında yapay çime uygun ayakkabıları görünce. Şirketler turnuvası sanki... Zemine alışacaklarını varsayıyorum bizimkilerin, en azından bir ara Ankara'da da, yamulmuyorsam bir de CSKA Moskova karşısında bu zeminle muhattap olmuşluğumuz var. Tahmini 11'imizde forvette Gökhan var ki, Semih gibi iki sezondur sadece sırtını savunmacıya dayamakta olan birine göre dikine gitme çabası olan bir oyuncu olması itibariyle bana uyuyor. Bir de bir Türk forvet için açıkçası iyi bir vuruş tekniği var Gökhan'ın. Lugano ve Gönül yok. Bekir, İlhan'la sıkıntı var sahneye konmaz umarım. Tabii ki Bilica önderliğinde... Zira kendisi yeni sıkıntı merkezi... Gerçekten bize bu kadar çirkefi hiç gelmemişti. Transfer işleri bitmeden bir yollasalar çok mesut olacağım. Tamam ayağı düzgün diye alındı ama, kesinlikle hamlesiz, hamle yapmaya kalkınca kasaplaşan, ağır, çirkef, bir de saçları sarı. Neyse kadro değerlendirmesini yakın bir zamanda yapacağız, maç içerisinde de çemkirmiyoruz mümkün olduğunca sahada takım var çünkü maç bitince yeniden bireylere dönüşüyorlar gözümde. Fonda da Guti'nin gelişi var, severim kendisini de, transfer yapınca onun üzerinden sadece bizim aleyhimize tezahürat yapan Karga'lara da allah akıl fikir versin diyorum, öyle büyük ki sorunları Guti değil Kaka'yı getirseler hallolmaz.
Aşağıda tahmini 11'imiz. Maça bir gün kaldı artık bu sene Şampiyonlar Ligi elzem, özledik o şarkıyı, o heyecanı, yerimiz orası. Haydi vira bismillah....

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder